YILMAZ YAPIM
   
  YILMAZ YAPIM DERSLER
  paragraf-çözümlü sorular,örnekler
 
www.yilmazyapim.tr.gg
     
                           PARAGRAF
 

Her yazı belli bir konuyu ele alır. Ele alınan konu­da çeşitli yönler bulunacağından, anlatılacaklar bö­lümlere ayrılarak ortaya konur. Düzyazıda paragraf denilen bu bölüm, üzerinde durulan konunun çeşitli yönlerini belirten bir düşünce birimi, bir parçadır. Bu parça birlik ve bütünlük taşıyan düzenli cümleler topluluğudur.

Yazıda paragrafın görevi, konunun birbiriyle ilgili; ama kendi içinde bağımsız yönlerinin açık seçik anla­tılmasını sağlamak, yazının kompozisyonunu oluştur­maktır. Paragraflara bölünmeden işlenen her konu hazırlıksız yapılan günlük konuşmalardaki gibi karma­şık ve anlaşılmaz olacaktır.

Her paragrafın belli bir konusu, bu konuyu kapsa­yan bir ana düşüncesi ve bu ana düşünceyi destekle­yen yardımcı düşünceleri bulunur. Bunlar, aralarında düşünce ve dil bağlantısı olan cümlelerle okuyucuya iletilir. Bir cümle nasıl ki sözcüklerden oluşmuş bir yığın değilse, paragraf da cümlelerden oluşan bir yığın değildir. Cümlelerden biri yanlış yerde kullanılırsa pa­ragrafın düşünce ve dil birliği bozulur.

PARAGRAFIN ÖĞELERİ

KONU

Konu, kısaca belirtmek gerekirse, anlatma gereği duyulan her türlü sorun, olay ya da durumdur.

Bir paragrafta dikkatimiz öncelikle, açıklanmak is­tenene yöneliktir. Bu paragraf hangi kavram üstünde durmuş? Ne hakkında söz söylemiş? Neyi açıklamış? sorularına verilen yanıt, bize konuyu buldurur.

Konusunu açık bir şekilde belirleyemediğimiz bir paragrafın ana düşüncesini ve yardımcı düşüncelerini bulamayız.

Bir paragrafta konu, ana düşünce ve yardımcı dü­şünceler iç içe bulunur. Bir konu farklı ana düşüncelere bağlanarak anlatılabilir.

Konu kavramını ve konunun ana düşünceyle ilgi­sini daha iyi kavramak için aşağıdaki paragrafları in­celeyelim:

"Neyi anlatmak isteriz konu kavramıyla? Yalınlaş-tırarak söyleyelim, söze ve yazıya dönüştürülecek her şeyi. Bu bağlamda insanın insanla, insanın doğal ve toplumsal çevresiyle olan ilişkilerini, çatışmalarını ku­şatan her türlü yaşantıdır konu. Olaydır, olgudur, düş­tür, durumdur, sorundur. Yaşamın içinde var olan ya da düşlenen her şeydir. Bir bakıma yazınsal yaratının dışındadır; yaratma sürecinin çıkış noktasıdır."

"Konuların tekil bir sanatçıya özgü yanı yoktur. Ay­nı konuyu çağlar boyunca nice sanatçılar işleyegel mistir. Söz gelimi "yalnızlık", "kimsesizlik", "ölüm","yaşam", "dostluk", "sevi" üzerine binlerce şiir yazıl­ımış bugüne değin. Ne var ki, bunların bir bölümü yazıldığı günlerin sınırını aşmamış, yaşarlığını koruyamamıştır, yitip gitmiştir zaman içinde. Bir bölümüyse çağların ötesinden günümüze akıp gelmiştir. Neden kimileri yitip gitmiş de kimileri diri kalmış, aynı konuyu işlemelerine karşın? Öyleyse yazınsal yaratıyı yaşar kılan bir öge değildir konu. Böyle olsaydı konuları or-tak olan yaratıların tümüyle yaşaması gerekirdi."

Bu iki paragrafın ele aldığı, açıklamak istediği kav­ram aynıdır: konu. Yani bu yazıların konusu "konu"dur. Ancak birinci paragrafta konunun "söze ve ya­zıya dönüştürülecek her şey" denerek tanımı yapıl­mış; böylelikle "Konu, yazınsal yaratının dışında, ya­ratma sürecinin çıkış noktasıdır." olgusu ana düşünce olarak belirlenmiştir. İkinci paragraf ise "Konu, sanat­çıya özgü olmadığı gibi yazınsal yaratıyı yaşar kılan bir öge değildir." ana düşüncesine bağlanmıştır. Her iki paragrafta ele alınan konu aynı olmakla birlikte ana düşünceler farklıdır. Paragraflarda ana düşünceyi destekleyen, açıklayan görüşlere yer verilerek konu belirginleştirilmiştir.

ÖRNEK SORULAR                                                             

1.   "Ve serin serviler altında kalan kabrinde                               

Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter"                    

İlk dizede geçen "serin" evvelce "siyah" tı.                           

"Siyah"ı güzel bulmuyordum. Günlerce bekledim.               

Bir gün Erenköy'den dönüyordum. Hem yürüyor,               

hem de şiirdeki "siyah" sözcüğünü düşünüyor-                    

dum. Derken birdenbire "serin" geliverdi aklıma,                 

şiir tamamlanmıştı.                                                                

Bu parçada anlatılan durum aşağıdakilerden                 
hangisine bir örnek oluşturur?

A) Şiirde sözcük seçiminde gösterilen titizliğe                      

B) Şiirde hangi sözcüklerin kullanılması gerektiğine             

C) Şiirde belli seslerin önemine                                             

D) Şiir yazmada rastlantıların önemine                                  

E)   Şairlerin şiirlerini sürekli değiştirmelerine

(1989 / II)         

ÇÖZÜM: Şairin anlatma gereği duyduğu, açıkla-                 

mak istediği şey "Şiir yazarken sözcük seçiminde gös-               

terdiği titizliktir." Bu düşüncesini, beğenmediği bir söz-             

cüğün yerine en güzelini buluncaya kadar beklediğini,                

bulduktan sonra şiirin tamamlandığını belirterek veri-                 
yor. Bu durumu en iyi açıklayan seçenek de A'dır.

Bir konuda iki yön bulunur: Konunun ana madde-               

si ve konunun görüş açısı.Paragrafın konusunu

bulmak için sorulan sorular genellikle ana maddeyi

verir ya da bizler öncelikle onu fark ederiz. Örneğin,

"Bu parçada üzerinde durulan                    nedir?" sorusu "şiirde

sözcük seçimi" şeklinde yanıtlanır. Bu yanıt, konunun ana maddesidir. Konunun görüş açısı ise, "sözcük seçiminde gösterilen titizliktir."     

Doğru bir seçenek gibi düşünebileceğiniz B'yi eleme-                 

niz konunun görüş açısını bulmakla mümkündür.                       

YANIT : A         

2.               Matmazel Noralya'nın Koltuğu da Sinekli Bakkal       
gibi, mistik bir dünya görüşünün savunulduğu bir                
romandır. Ancak Adıvar klasik roman tekniğini kul-            
lanırken Peyami Safa 19. yüzyılın sonlarında beli-                
ren yeni bir roman tekniğiyle yazar. Büyük ölçüde               

H. James'ten kaynaklanan bu roman anlayışında                   
anlatım tekniğinin, bakış açısının önemi büyüktür,                
Modern diyebileceğimiz romancılara göre eski tür                
geleneksel romanla yeni roman arasındaki önem-                 
li fark, birinin "anlatma" yöntemine, ötekinin ise "gösterme" yöntemine ağırlık vermesidir.

Bu parçada aşağıdaki konulardan hangisi tar­tışılmaktadır?

A) Geleneksel ve çağdaş roman teknikleri arasın­daki ayrım

B) Gerçekçi romanın belirleyici özellikleri

C) Romanlarda kullanılan "gösterme" yönteminin "anlatma" yönteminden üstünlükleri

D) Matmazel Noralya'nın Koltuğu ile Sinekli Bak­kal romanı arasındaki benzerlikler

E)               Romanlarda içerik ile anlatım tekniği arasında-
ki sıkı ilişki

(1989 / II)

ÇÖZÜM: Aynı dünya görüşünün savunulduğu ik romanın teknik yönden ayrıldıkları belirtilmektedir. H Edip, Sinekli Bakkal'da geleneksel roman yöntemle­rinden "anlatma"ya, Peyami Safa ise yeni roman (çağdaş roman) yöntemlerinden "gösterme"ye ağırlık vermektedir. Parçada bu iki romandan söz edilmesi­nin nedeni eski ve yeni roman tekniklerini karşılaştır­mak, aralarındaki ayrımı göstermektir. Parçada üze­rinde durulan konu budur. Paragrafta yöntemler ara­sında üstünlük belirtilmediği için C seçeneğini; eserle­rin benzerliklerinden çok farklılıkları üzerinde duruldu­ğu için D seçeneğini; konu ile düşünce ilgisi kurulama­yacağı için B ve E seçeneklerini eleriz.

YANIT : A

ANA DÜŞÜNCE

Ana düşünce, üzerinde durulan konuda öne sürü­len, açıklanan, savunulan temel görüştür. Daha kısa bir deyişle paragrafın özüdür, amacıdır. Paragrafta bütün söylenilenler bu amaca yöneliktir. Bu amaç ya­zının temelini oluşturur.

Yazar, ana düşüncesini genellikle paragrafın ya giriş ya da sonuç cümlesinde verir. Bazen bu düşün­ce paragrafın bütününe sindirilir.

Ana düşünceyi belirleyebilmek için; paragrafta söylenenleri bir yargıya bağlayan cümlenin bulunma­sı ya da paragrafın bütününü kapsayacak bir yargıya ulaşılması gerekir. Yazar bu konuda ne düşünüyor? Amacı nedir? sorularının yanıtı da ana düşünceyi ve­rir.

Aşağıdaki paragrafın ana düşüncesini bulmaya çalışalım:

İnsanın, içini dökmeden edemediği dakikalar olur.                 

Bir dost bu dakikalarda erişilmez bir değer kaza-                    

nır. Ama her şey bir dosta anlatılmaz ki! Onun için                 

insan hele bir yazarsa masanın başına geçip ka-                    

lemi eline almadan edemez. İşte günlük dediği-                      

miz, yazarın kendi kendisiyle alçak sesle konuş-                      

masından başka bir şey olmayan, o günü gününe                   

tutulmuş hatıralar bu iç dökme ihtiyaçlarından                      

doğmuştur. Böyle bir yazar kendisi için günlüğünü                 

tutar. Bu bakımdan sessiz bir konuşma olan gün-                   

lükleri bir edebiyat türü saymaya imkân yoktur.                      

Bu paragrafta yazar şu düşüncelere yer vermiştir:                 

* İnsanın içini dökmek istediği zamanlar vardır.                          

* İnsanın dostuna bile anlatamayacağı duygu ve

düşünceleri bulunur.

* Günlük, insanın kendi kendisiyle sessiz bir konuşmasıdır. 

* Yazar günlüğü kendisi için tutar.                                               

' Günlükleri edebiyat türü saymaya imkân yoktur.                       

Yazarı bu yazıyı yazmaya iten neden, günlüğün

bir edebiyat türü sayılmayacağını belirtmektir. Yazar                  

bu düşüncesini yani amacını; günlüğün tanımını ya-                   

Dip yazılma nedenini açıkladıktan sonra bize veriyor.                 

Yazara göre bir yazının edebî tür olması için, başka-                   

larına anlatmayı düşündüğümüz duygu ve düşüncele-                 

ri içermesi gerekir. Günlük ise kişinin kendisiyle ko-                  

nuşma ihtiyacından doğar. Öyleyse edebî bir tür sayıl-               

mamalıdır. Yazarın ilk cümlelerde belirttikleri, ana dü-                

şünceyi destekleyen, açıklayan yardımcı düşünceler-                  

dir.                                                                                               

Sınavlarda ana düşünceyi bulmaya yönelik so-               

rular, genellikle şu biçimlerde verilir:                                

* Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?          

* Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?        

* Bu parçada vurgulanmak isteneni içeren yargı aşağıdakilerden hangisidir?

ÖRNEK SORULAR

1. Tiyatro, sınırları o kadar geniş bir bilgi ve çalışma

alanı ki, insanın bir ömrü değil, yüz ömrü bile olsa, onu bütünüyle öğrenmeye yetmez.Öyle ki insan, bütün bir yaşamını tiyatroya ayırmış olsa da ömrü­nün sonunda tıpkı başlangıçtaki gibi boş ve bilgi­siz görür kendini. Çünkü yaşam, nasıl yeni günler getiriyorsa, yeni günler de tiyatroya yeni yeni üs­luplar, yeni yeni düşünceler, yeni yeni deneyimler getiriyor.

Bu parçada aşıl anlatılmak isteneni içeren yar­gı, aşağıdakilerden hangisidir?

A) Tiyatro alanında art arda ortaya çıkan yenilik­ler izlenmelidir.

B) Tiyatro sanatçısının kendisini yetiştirememesi-nin nedenleri çok yönlüdür.

C) Tiyatronun temel bilgilerini öğrenmek, çok uzun çalışmalar gerektirir.

D) Tiyatrodaki her değişiklik, ileriye atılmış bir adı­mın habercisidir.

E)   Tiyatronun sürekli bir değişme süreci içinde
oluşu, onun bütünüyle kavranmasını güçleşti-
rir.

(1990 / II)

ÇÖZÜM: Bu paragrafta ana düşünce, paragrafın bütününü kapsayacak bir yargıya ulaşılarak bulunabi­lir. Paragrafın ilk cümlesinde "tiyatroyu bütünüyle öğ­renmenin insan ömrünü aşan bir çaba olduğu" belirti­liyor. Diğer cümlelerde ise "Tiyatronun yaşam gibi sü­rekli ve hızlı değişim içinde olması, onun bütünüyle kavranmasını güçleştirmektedir." yargısı veriliyor.

Bu yargıları bütünüyle içeren düşünce, E seçene­ğinde verilmiştir.

YANIT : E

2. Edebiyat sanatı, toplumdaki sayısız iletişim yolla­rından biridir. Sanat eseri konuşursa, konuşurken de bir dünya koyarsa ortaya bunu hiç kuşkusuz bi­rileri için yapar. Sanatta güzellik, sanatçının, ger­çeğin örtüsünü kaldırarak, düşsel bir dünyayı bir biçim aracılığıyla görünür hâle getirmesinden do­ğar. Böylece, sanat eseri de görünür kıldığı şeyin birilerince algılanmasıyla işlevini yerine getirmiş olur.

Bu parçada aşağıdaki yargılardan özellikle hangisi vurgulanmaktadır?

A) Eserinde yeni, düşsel bir dünya kuramayan ki­şi sanatçı olamaz.

B) Sanat eserleri, insanı ve toplumu değiştirmeyi amaçlar.

C) Her sanat eseri mutlaka birilerine seslenmek için vardır.

D) Sanat eserinin tek amacı, gizli kalmış güzellik­leri ortaya çıkarmaktır.

E)               Hayalden arınmış, salt gerçeğin ifadesi bir sa-
nat eseri düşünülemez.

(1985/11)

ÇÖZÜM: Parçanın birinci cümlesinde "Edebiyat sanatı, iletişim yollarından biridir." düşüncesi verilmiş­tir. Bu düşünce diğer cümlelerde "Sanat eseri birileri için konuşur.", "Sanat eserinin görünür kıldığı şey birilerince algılandığında işlevini yerine getirmiş olur." sözleriyle açıklanmıştır. Yazarın vurgulamak istediği "sanat eserinin birileri için var olduğu"dur. Bu amaç da C seçeneğinde verilmiştir.

YANIT : C

3. Okulumda her gün, sağlam iki cümle kuramayan, duygularını söze dökemeyen, düşüncelerini anla­tamayan yüzlerce gençle karşılaşıyorum. Bence anadilini öğrenmeyi okul sıralarından beklemek yanlış bir tutumdur. Çünkü sorun öğrenim sorunu değil, anlatım olanağı bulma sorunudur. Konuş­tukça daha iyi konuşabileceğimizi, yazdıkça daha iyi yazabileceğimizi hepimiz bilmez miyiz?

Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

A) Dil yeteneği, dil sürekli olarak kullanıldıkça ge­lişir.

B) Ana dil öğretiminde yeni yollar aramak gerekir.

C) Öğrencilerin anlatma gücü, anlama gücünden daha zayıftır.

D) Okullarda ana dil öğretimine gerekli özen gös­terilmemektedir.

E)   Ana dili yetersizlikleri en çok okul sıralarında
görülmektedir.

(1987 / II)

ÇÖZÜM: Parçanın konusu, "dil yeteneğinin nasıl

geliştirileceğedir. Yazarın bu konunun çözümü için

öne sürdüğü düşünce, parçanın son cümlesinde belirtilmiştir: "Konuştukça daha iyi konuşabileceğimizi,yazdıkça daha iyi yazabileceğimizi hepimiz bilmez miyiz?" Bu cümledeki yargı A seçeneğinde verilmiştir.

Yazar, ilk cümlelerde gençlerin dili kullanmayı bil-

mediklerini, bu sorunun çözümünün okullara bırakıl-

masının yanlış olacağını, bunun öğretim değil, anla-

tim sorunu olduğunu belirterek vurgulamak istediği

düşünceye hazırlık yapmıştır.

YANIT : A

YARDIMCI DÜŞÜNCELER

Bir paragrafta ana düşünceyi destekleyen, açıklayan, tamamlayan, örneklerle geliştirilen düşüncelere "yardımcı düşünceler" denir.

Ana düşüncenin açıklığa kavuşması bu düşünce-

lerin varlığına bağlıdır. Aslında ana düşünce, parag-

rafta söylenenlerin bir özeti, yargılı bir anlatımıdır. Bu

yargıya nasıl ulaşıldığını gösteren "işaretlerdir" diyebiliriz yardımcı düşüncelere.

Bir paragrafta bir ana düşünce, birden çok yardım-
cı düşünce bulunur. Bunlar arasında ise dil ve düşünce bağı, bütünlük vardır. Bu bütünlük ve bağ, paragrafın planını, yapısını oluşturur.

ÖRNEK SORULAR

1. Anı yazan, yaşamının bir bölümünü anlatırken is-

temeyerek de olsa başkalarının yaşamına girmek

zorundadır. Sanırım anı yazmadaki asıl amaç, ta-

nıdıklarını, yaşadıklarını, gördüklerini içtenlikle ve

başkalarını yanıltmayacak bir yansızlıkla ele al-

mak olmalıdır. Başka bir deyişle anı yazarı, yaşa-

dıklarını olduğu gibi, gerçeği değiştirmeden, tarihe

katkıda bulunacak bir biçimde dile getirmelidir.

Böylece bir tarihçi gibi nesnel, bir edebiyat adamı

gibi kişisel tutum ve zorunluluk içinde geçmişine

bakmalıdır.

Bu parçadan anı yazarlarıyla ilgili olarak aşağı-

daki yargıların hangisi çıkarılamaz?

A) Kişileri ve olayları nesnel bir tutumla yansıtmaya özen göstermelidirler.  

B) Belge niteliğinde ve zevkle okunabilen yapıtlar ortaya koymaya çalışmalıdırlar.      

C) Gerçeklere bağlı olup dürüstlükten ayrılmama- lıdırlar.             

D) Konularını, tarihsel olaylarla ve bunlara karışan kişilerle sınırlı tutmalıdırlar.          

E)                Salt kendilerini değil, yansıtmaya çalıştıkları              
dönemle ilgili kişileri de anlatmalıdırlar.                          

(1991 / II)        

ÇÖZÜM: Paragrafta çok sayıda yardımcı düşünce              

vardır. Soru kökünde ana düşünceyle ilgili olmayan           

düşüncenin bulunması istenmektedir.                                    

A seçeneğindeki düşünceyi "... gördüklerini içtenlikle         

ve başkalarını yanıltmayacak bir yansızlıkla ele                  

almalıdır." sözünden; B'yi “ … tarihe katkıda bulunacak bir biçimde, bir tarihçi gibi nesnel bir edebiyat            adamı gibi kişisel tutumla" ifadesinden; C'yi "gerçeği değiştirmeden" sözünden; E'yi ise "tanıdıklarını, yaşadıklarını, gördüklerini..." "başkalarının yaşamına girmek" sözlerinden çıkarabiliriz.          

Yazar, D seçeneğindeki "konularını, tarihsel olaylar ve bunlara karışan kişilerle sınırlı tutmalı" düşün-            

sine yer verilmiyor. Yani bu düşünce paragrafta                    

yardımcı düşünce olarak yer almamıştır. A, B, C, E               

seçeneklerindeki düşünceler, ana düşünceyi açıkla-               

yan yardımcı düşüncelerdir.                                                   

YANIT : D      

Ahmet Mithat'ın, zamanında çok okunan ve sevi-                
len bir romancı olmasının nedenleri çeşitlidir. Ka-

rışık olayları merak uyandıracak bir biçimde dü-                  

ğümleyip çözmedeki başarısı, sade bir dille yaz-                   

ması, halkın alışık olduğu meddah ağzını romana                 

uyarlaması bu nedenler arasında sayılabilir.                          

Aşağıdakilerden hangisi, A. Mithat'ın bu parça-

da sözü edilen özelliklerinden biri değildir?                     

A) Karmaşık durumları ilgi uyandıracak bir sona   götürmesi              

B) Kolay anlaşılan bir dil kullanması                                     

C) Halkta okuma isteği uyandırmak amacıyla yaz-         ması              

D) Okuyucunun ilgisini canlı tutması                                    

E)   Türk halk tiyatrosunun özelliklerinden yarar-                 
lanması                                                                           

(1989 / II)        

ÇÖZÜM: Parçanın ana düşüncesi ilk cümlede ve­rilmiştir. "A. Mithat, zamanında çok okunan ve sevilen bir yazardır." Paragrafın gelişme bölümünde bu ana düşünceyi kanıtlayacak yardımcı düşüncelere başvu­rulmuştur. Bunlar sıralı bir cümle yapısı içinde "... çözmedeki başarısı, ... dille yazması, ... romana uygulaması (dır)" verilmiştir. A, B, E seçeneklerinde bunları bulabiliriz.

D seçeneği ise bu üçünden çıkarılabilecek bir yar­gıdır. C seçeneğine parçada yer verilmemiştir.

YANIT : C

BAŞLIK

Nasıl her varlığın bir adı varsa, her yazının da bir adı, yani başlığı vardır.

Başlık, paragraftaki konuyu ve ana düşünceyi yansıtan, tanıtan özlü bir addır. Başlığın konu ve ana düşünce ile bu sıkı ilişkisi, paragrafın üzerinde durdu­ğu konuyu, savunduğu ana düşünceyi sezmemizi sağlar.

Kimi sorularda, verilen bir paragrafa en uygun başlığın ne olabileceği sorulmaktadır. Paragrafın baş­lığını bulabilmek için, paragrafın konusu ve ana dü­şüncesini en doğru biçimde belirlemek gerekir. Belir­lenen konu ve ana düşünce doğrultusunda, paragra­fın düşünce bütünlüğünü de kapsayacak en etkili ve çoğu zaman en kısa başlık seçilmelidir.

ÖRNEK SORU

Bir şair, başkalarının şiirinde geçen kelimeleri kulla­nabilir. Bunun gibi o şiirlerin konularını, temlerini, düşüncelerini yeniden işleyebilir. Ama bu özellik onu "taklitçi" yahut "değersiz" saymayı gerektir­mez.Yeter ki o, bu kullanış ve işleyişte başkaların­dan ayrılabilsin. Başkalarından aldıklarına, etkilen­melerine kendi kişiliğinin damgasını basabilsin. On­ları ayrı bir görüş, biçim ve yöntemle yeni bir bileşi­me sokabilsin. Kısaca şiirde bir kişilik gösterebilsin.

Bu paragrafa en uygun başlık aşağıdakilerden hangisi olabilir?

A) Eskimeyen Şair                  B) Şiirde Öz ve Biçim

C) Yenilikçi Şair                     D) Şiir Tekniği

E) Şair ve Özgünlük

(1984/11)

ÇÖZÜM: Parçada "bir şair, şiir yaratırken neye dikkat etmeli" olgusu konu olarak alınmış, "Şair konu­larını, temlerini, düşüncelerini başkalarından alsa bile özgün bir şekilde işlemelidir." ana düşüncesine bağ­lanmıştır. Paragrafta özgün olma düşüncesi, "Kullanış ve işleyişte başkalarından ayrılabilsin, başkalarından aldıklarına kendi kişiliğinin damgasını basabilsin.", "Onları ayrı bir görüş, biçim ve yöntemle yeni bir bile­şime sokabilsin." düşünceleri ile verilmiştir.

YANIT : E

PARAGRAFIN YAPISI

Paragrafı oluşturan cümlelerin sağladığı düşünce düzeni ve yeri, paragrafın yapısını oluşturur. Bu yapı­yı daha iyi anlamak için bir paragrafta düşünce ve dil birliğini kuran bağlantı öğelerini tanımak gerekir.

Bağlantı Öğeleri

Paragrafta cümleler arasında dil ve düşünce bü­tünlüğü sağlayan sözcüklere, sözcük öbeklerine, işa­ret zamirlerine, işaret sıfatlarına ve bağlaçlara dilsel bağlantı öğeleri denir. Bunlar sayesinde, paragraf biri diğerinin yerine geçemeyecek, yeri değiştirilemeye­cek cümlelerle sağlam bir örgüye kavuşmuş olur.

Bağlantı öğelerine bakarak paragrafın giriş ve so­nuç cümlesini, gelişme cümlelerini belirleyebiliriz.

Şu paragrafın bağlantı öğelerini inceleyelim:

Para vermekten haz duyarım, omuzlarımdan bir yük atmış, bir çeşit kölelikten kurtulmuş gibi olu­rum. Ayrıca para verirken bir iş yapmanın, baş­kasını memnun etmenin keyfini duyarım. Ama hesap kitap pazarlık İsteyen alışverişlere ya­naşmam, bu türlüsünü benim yerime yapacak kimse olmadı mı işin uzamasına meydan vermem. Tabiatıma çok aykırı gelen o iğrenç konuşma­lara düşmektense bırakır kaçarım. Dünyada pa­zarlık kadar iğrendiğim bir şey yoktur.

Bir paragrafın yapısı yazının yapısına benzer. Bir yazıda paragraflar bulundukları yere göre giriş, geliş­me ve sonuç paragrafları olarak adlandırılır.

Giriş paragrafı, neyin üzerinde durulduğunu, gö­rüş açısının ne olduğunu ortaya koyan bir tanıtma pa­ragrafıdır.

Gelişme paragrafları, ortaya konan konunun çelişkili yönlerini açıklayan, tamamlayan bu yönler arasında bağlantı kurmaya yarayan bölümlerdir.

Sonuç paragrafı, öne sürülen düşünceyi özetleyip bir yargıya ulaştıran bölümdür.

Küçük bir yazı örneği sayabileceğimiz paragrafta

ise, bu görevleri giriş cümlesi, gelişme cümleleri ve

sonuç cümlesi üstlenir.

Giriş Cümlesi

Paragrafta ele alınan konuyu belirtmeye yarayan

cümledir. Buna konuyu tanıtma cümlesi de diyebiliriz.

Paragrafın giriş cümlelerini bulabilmek için şunlara dikkat etmek gerekir:

1. Bu cümle, bir ana düşünce cümlesi, bir tanımlama

ya da bir yargı cümlesidir.

2. Paragrafın giriş cümlesi "ama, fakat, gerçi, oysa ki ne kadar ki, hatta, üstelik, bunun için, bununla beraber..." gibi sözcüklerle başlamaz. Çünkü bu sözcükler bir önceki cümleyi bağlayan bağlantı öğeleridir.

NOT:

Verilen paragraf yazının gelişme bölümünden

seçilmişse, bu paragrafın ilk sözcüğü bağlantı öğelerinden biriyle başlayabilir.

3. Giriş cümlesi ile paragrafın ikinci cümlesi arasında

sıkı bir anlam ilgisi ve dil bağlantısı vardır.

ÖRNEK SORULAR

1. —-Büyük sanatçı bu özellikleriyle belli olur. Mendelsohn'a bakınız. Müziği güzel olmasına güzel

ama hiçbir özgün yanı yok. Oysa kişisel bir şeyler

söylemek gerek. İşte bu yetenek Beethoven'da

vardı. Onun ne diyeceği hiç bilinmezdi. Edebiyata

da böyledir bu, öbür sanatların tümünde de.

Bu parçanın başına getirilebilecek en uygun

cümle aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sanatta önemli olan anlamın gizli kalmasıdır.

B) Sanat eseri özünde farklılık taşımalı, bir yenilik

getirmelidir.

C) Sanat eserinin sevilmesi güzel olmasına bağlıdır.

D) Sanatın dili yalın ve anlaşılır olmalıdır.

E) Sanat eseri benzerleri arasından hemen seçilebilmelidir.

                                                                                       (1987/II)

ÇÖZÜM: Eksiltili parçanın ilk cümlesinde "bu 'özelikleriyle" sözü geçtiğine göre başa getirilecek cümlede en az iki özellik bulunmalıdır.

A, C, D, E seçeneklerinde sanat eserinin bir yö-nünden söz edilmiştir. B seçeneğinde iki yön vardır: özgünlük ve yenilik. Zaten parçada da iki sanatçıdan söz edilmektedir. Mendelsohn'da özgünlük yoktur. Beethoven'da yenilik vardır. O zaman bu özellikler “özgünlük" ve "yenilik" tir. Bu da B seçeneğinde verilmiştir.

YANIT: B

2.Aşağıdaki cümlelerden bir paragraf oluşturul­mak istense, bunlardan hangisi o paragrafın giriş cümlesi olur?

A)Nice eserler, biçimce zayıf ve çirkin oldukların­dan başarı kazanamamıştır.

B)Sanat eseri, içerikle biçimden örülmüş bir bir­leşim, bölünmez bir bütündür.

C)Öyleyse, tek başına ne içerik ne de biçim bir eseri değerli kılmaya yetmez.

D)Bundan ötürü bir eserin değerlendirmesini yalnızca biçim ya da yalnızca içeriğe göre yap­mak yanlıştır.

E)Özce anlamsız, içeriği hiçe sayan eserler de kısa sürede unutulmuştur.

(1984/II)

ÇÖZÜM: A seçeneğindeki yargı, bir önceki olayı pekiştirmek için söylenmiştir. Giriş cümlesi olamaz.

C seçeneği "öyleyse" bağlacıyla; D seçeneği “bundan ötürü" bağlacıyla başladığı için giriş cümlesi olamaz.

E seçeneğinde "de" bağlacı "benzerleri" anlamıyla kullanıldığından bu cümleden önce bir cümle olduğu anlaşılmaktadır.

B seçeneği bir tanım cümlesidir. Giriş cümlesi bir tanım cümlesi olabilir. Bu cümleleri paragraf biçimine dönüştürürsek doğru sıralama B, A. E, C. D şeklinde olur.

YANIT: B

Gelişme Cümleleri

Ele alınan konu ile ilgili düşüncelerin geliştirildiği açıklandığı cümlelerdir. Bunlar tanımlama, kanıtla­ma, örnekleme, karşılaştırma gibi düşünceyi geliştir­me yollarının kullanıldığı cümlelerdir.

Bu cümleleri kendinden önceki ve sonraki cümle­ye bağlayan dilsel bağlantı öğeleri vardır.

Sonuç Cümlesi

Paragraftaki duygu ve düşüncelerin bir sonuca ulaştırıldığı cümledir. Bu cümlede paragrafta söz edi­lenler özetlenir, bir yargıya bağlanır. Çoğu zaman ana düşünce bu cümlede bulunur.

ÖRNEK SORU

1. Birçok kişi A. Muhip Dıranas'la O Sıtkı Tarancı'nın, Fransız şairlerinden Baudlaire'in, Mallarme'nin çizgisinde olduğunu söyler. Ama iki şairi­miz de kendi kişiliklerini, kendi toplumlarının hava­sını duyurmuşlardır dizelerinde (mısralarında); ol­sa olsa bir etkilenme vardır, ancak bunu özümse-yebilmişlerdir. Kaldı ki Yahya Kemal'de de, Ahmet Haşim'de de görülür Fransız şiirinin etkisi.

Bu metnin sonuna aşağıdakilerden hangisi ge­tirilirse, metindeki düşünce en uygun biçimde tamamlanmış olur?

A) Şunu da belirtmek gerekir ki bir dönemin hiçbir şairi bu etkiden kurtulamamıştır.

B) Yalnız, her zaman, en iyi şair etkilenmeyen şa­ir değildir.

C) Bunun yanında sanatta etkilenmenin önemi uzun yıllar tartışılmıştır.

D) Önemli olan, etkiyi aşmak, kendine özgü bir şi­ire ulaşmaktır.

E)               Ne var ki onlar hiçbir zaman etkilenmeye karşı
olduklarını söylememişlerdir.

(1983/1)

ÇÖZÜM: Paragrafın sonuç cümlesi, daha önce anlatılanları toparlayan, ana düşünceye bağlayan cümledir. Paragrafta A. Muhip Dıranas'la C. Sıtkı Ta-rancı'nın, Fransız şairlerinden etkilendikleri, ancak kendi kişiliklerini şiirlerinde duyurabildikleri, etkiyi aş­tıkları anlatılmıştır. Parçada "Önemli olan etkilenme değil, etkiyi aşmaktır." ana düşüncesi işlenmiştir. Bu düşünce D seçeneğinde verilmiştir.

 
 
  49364 ziyaretçi (69091 klik) kişi YILMAZ YAPIM COMPANY  
 
YILMAZ YAPIM Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol